RUH VE ROTA
Nereye gitsem benimle gelen bir şeymişsin sen. Arayıp durduğum, boşluğunu neyin ya da kimin örtüğünü bilmediğim; yalnızlık. İçindeyken anlamsız gelen zamanın akışı, bu muydu gerçekten istediğim dediğim oyalanmalar, sonrasında gelen ölümün her şeyi silip atışları var. Kalplerin ritmi gibi bir mekaniklik, bazen gri bulutların alay geçişi gibi. Yaratılıştaki anlam arayışı ve koluna giren kaybolup gitmek üzerine güzellemeler, hepsi dahil yaşamaya.
Yola çıkmak için, yolda yolu görmek için atılması gereken (o ilk kırılma anında) ilk adımım zihnimde volta atıp duruyor. Kimse çare değil böylesi bir gitme arzusuna üstelik. Kendi kendime dayanak olmak ve kendimi keşfetmek, korkuya, zaman zaman yalnızlığıma rağmen kendimi var etme isteyim bütün bir gölge gibi peşimde. Kimsenin sözlerinde ya da simasında bulamıyorum bu telaşımı dindirecek bir teselliyi. Aksine körükleniyor ve içime dönüyorum her seferinde, diyorum biliyorsun nasılsa en derinlerindeyken; boş ver.
Yaşamak 18 bin alem gelip unuttuğun bir şeydi ama sen zaten var olup geçtin çoktan bu gezegenden. Hatırlamak için çıkmak istiyor ruhum yola bunu da biliyorum elbet. Yaşamak kendini bularak var etmek, içindeki o yalnızlığa derin ve sakin bir huzur teslim etmek istiyorum. Yeni yerler, yeni insanlar, başka ülkeler ve de bambaşka hayatlar görmeyi bu dönem daha da çok istiyorum ki.
Varoluşun şahitliğinin o olağan akışının anda varoluşunu …
Sadece şahitlik, sadece yolculuk, sadece andaki o his, o kokuyu istiyorum.
Derdim anlatılınca çözüm bulan bir şey değil. Üstelik anlatıldıkça içimde beni rahatsız ediyor. Bir duvarla yapılıyormuş gibi hissettiren felsefi ve de gereksiz olan o konuşmalar, bana bir şey katmıyor. Aynı döngüde dönüp durmaktansa, derdimin kendine başka bir yerde, bambaşka nehirlerde akış ve anlam bulmasını istiyorum.
Çelişkiler içindeyken bir başkasında netlik beklemek de saçma sapan bir şeydir. Bırakıyorsun, düğümken kördüğüm olmasın, belli ki bunu çözecek olan ben değilim diyorsun. Bırakmak da kaldırmıyor ya o yumağı gözümüzün önünden. Zaman diyorsun, andan zaman istiyorsun. Çöz bunu; ya at ya da çöz diyorsun. Yaşamak; böyle elinde oynadığın bir yumağa dönüştüyse atamıyor ve çözemiyorsan onu.
Ne yapmalıyız peki?
Gönlünün varmadığı nereye ne ayakların varıyor ne ellerin; Özlem gönlü sevgiyle dolu olanların işidir hep. Sevgi böylesine varken, öylesine olmuyor işte. Emek vermeden onu görmeden, anlamadan olmuyor. İnce nüansları, detayları, incelikleri, içten gelişleri, sebepsiz merhametleri var onun . Her ruhta var elbet ama kimin oturma odasında aydınlık bir lamba gibi parlıyor. Kimi için bodrum katında değersiz bir mum gibi bekliyor. Her insanda başka başka yansıyor bu sebeple. Kimde ne kadarsa o kadar, fazlası değil. Parlaklığı kadar aydınlatıyor hayatını insanın ve çevresinin. Oysa her sabah Güneş gibi vurabilir penceremizden hepimize.
Canını yakıyor insanın bu inceliği bilmeyiş. Taş duvar sulamak istemiyorsun; ruhum gül bahçeleri, ormanlar büyütmek isterken.
Hiçbir unutuluş; var olanı, yaşanılanları yok edemez. Yaşandı bir kere ve verildi o söz. İnsanız, ruhum varız ve acz doluyuz. En büyük kozumuz umut etmek, bunu varken ve yaşıyorken yapmalıyız.
ADMIN
Kendi Yolunu Yürümek'in yazarı. Kendi yolunu arayan, yürüyen ve yol boyunca keşfettiklerini paylaşan bir gezgin.