Kendi Yolunu Yürümek

Kendi Yolunu Yürümek

Hayat senin, yol senin, hikaye senin...

Geri Dön

RUH VE ROTA

Author
ADMIN
• 01 Mayıs 2026 • 3 dk okuma • 120
RUH VE ROTA

     Nereye gitsem benimle gelen bir şeymişsin sen. Arayıp durduğum, boşluğunu neyin ya da kimin örtüğünü bilmediğim; yalnızlık. İçindeyken anlamsız gelen zamanın akışı, bu muydu gerçekten istediğim dediğim oyalanmalar, sonrasında gelen ölümün her şeyi zihnimden silip atışları var. Kalplerin ritmi gibi bir mekaniklikte, bazen gri bulutların alay geçişi gibidir dünya. Yaratılıştaki anlam arayışı ve koluna giren kaybolup gitmek üzerine güzellemeler, hepsi dahil yaşamaya.

    Yola çıkmak için, yolda yolu görmek için atılması gereken o ilk adımım, zihnimde volta atıp duruyor. Kimse çare değil böylesi bir gitme arzusuna üstelik. Kendi kendime dayanak olmak; korkuya, zaman zaman yalnızlığıma rağmen kendimi var etme isteğim bütün bir gölge gibi peşimde geziyor. Kimsenin sözlerinde ya da simasında bulamıyorum bu telaşımı  dindirecek bir teselliyi. Aksine körükleniyor ve içime dönüyorum her seferinde, diyorum biliyorsun  nasılsa en derinlerindeyken; boş ver anlamayacaklar.

    Yaşamak; 18 bin alem gelip unuttuğun bir şeydi. Farkında olarak hatırlamak için çıkmak istiyor ruhum yola, bunu da biliyorum elbet.  Kendimi bularak var etmek, içimdeki o yalnızlığa derin ve sakin bir huzur teslim etmek istiyorum. 

     Varoluşun şahitliğinin o olağan akışının anda varoluşunu …

     Sadece şahitlik, sadece yolculuk, sadece andaki o hissi yaşamak istiyorum.

    Derdim anlatılınca çözüm bulan bir şey değil. Üstelik anlatıldıkça içimde beni rahatsız ediyor. Bir duvarla yapılıyormuş gibi hissettiren felsefi ve de gereksiz onca konuşma, bana bir şey katmıyor. Aynı döngüde dönüp durmaktansa, derdimin kendine başka bir yerde, bambaşka nehirlerde akış ve anlam bulmasını istiyorum.

     Çelişkiler içindeyken bir başkasında netlik beklemek de saçma sapan bir şeydir. Bırakıyorsun, düğümken kördüğüm olmasın, belli ki bunu çözecek olan ben değilim diyorsun. Bırakmak da kaldırmıyor ya o yumağı gözümüzün önünden. Zaman diyorsun, çöz bunu; ya at ya da çöz diyorsun. Hayat böyle elinde oynadığın bir yumağa dönüştüyse atamıyor ve çözemiyorsun onu artık.

       Ne yapmalıyız peki?

    Gönlünün varmadığı yere ne ayakların varıyor ne ellerin; Özlem gönlü sevgiyle dolu olanların işidir hep. Sevgi böylesine varken, öylesine olmuyor işte. Emek vermeden, onu görmeden, anlamadan olmuyor. İnce nüansları, incelikleri, içten gelişleri, sebepsiz merhametleri var onun . Kiminin oturma odasında aydınlık bir lamba gibi parlıyor, kimi için bodrum katında değersiz bir mum gibi bekliyor. Her insanda başka başka yansıyor bu sebeple sevgi. Kimde ne kadarsa o kadar, fazlası değil. Parlaklığı kadar aydınlatıyor hayatını insanın ve çevresinin. Oysa her sabah Güneş gibi vurur penceremizden hepimizin üzerine.

 Canını yakıyor insanın bu inceliklerin bilinmeyişi.

Taş duvarlar sulamak istemiyorsun; ruhun gül bahçeleri, ormanlar büyütmek isterken.

     

 

Bu yazıyı paylaş:
Author

ADMIN

Kendi Yolunu Yürümek'in yazarı. Kendi yolunu arayan, yürüyen ve yol boyunca keşfettiklerini paylaşan bir gezgin.